Alman Nazizmi ve ‘"Bubi"’ Hitler:
Metin Yazarel
İnsanlık tarihinin son üç asırlık macerasını incelediğimizde, insanlığı felaketin eşiğene getiren Sosyalizim ve Faşizm gibi rejimlerin, Avrupa kıtasından türeyerek dünyanın başına bela olduğunu görmekteyiz. Eğer biz insanlar tarih bilmini millet ve ulusların geçmişinde tahakkuk etmiş gerçek olayları hikaye ederek, maziden atiye bakan yüzüyle ders alıp, tecrübe edilmesi olarak algılayamazsak geleceğimizi kurtarmış sayılamayız. Bu manada sosyal bilimlerin tüm uyarı ve ikazlarına rağmen tarihi tekerrür ve devridaimlerin kısır döngüsüne takılır, başımız döner, onun bunun şamaroğlanı olarak, battıkça batarız karanlığın girdabına. Geleceğimizin mutlu ve huzurlu yarınlar olmasını istiyorsak, luzumsuz saplantılardan ve ona bağlı olarak her türlü ideolojik şartlanmışlıktan arınıp tarihi hakikatlerden ders almak zorundayız.
Yakın tarih diyebileceğimiz kadar kısa bir dönem içerisinde insanlığın kaderine tahakküm eden olaylara bakacak olursak, Fransız İhtilali'nin yeniden yapılanma anlayışıyla Sosyalizim ve Faşizm gibi berbat rejimlerin doğuşunda en önemli esin kaynağı olduğunu görmekteyiz. Özellikle 19. yüzyılın modası olarak gelişmeye başlayan milliyetçilik akımları Avrupa'nın kendi içerisinde güçler dengesi oluşturma çabası içerisinde 1815 Viyana Kongresi'ni yapmaya mecbur ederken, diğer taraftan da hammadde ve pazar arayışlarına çözüm getirecek sömürgecilik yöntemleri üzerinde kararlar almaya yönlendirmiştir. Bir tarafta hammadde ve pazar arayışlarının sömürgeciliği cazip hale getiren işin ekonomik yönü, diğer taraftan da Almanya, Fransa ve İngiltere gibi ülkeleri silahlanma yarışına teşvik eden militarist yüzü, beri tarafta İngilizlerin Siyonistlere yaranmak adına ısrarla kaşıyıp gündeme taşıdığı doğu sorunu ve Filistin meselesi gibi siyasi sebepler Avrupa'yı içersinde bocalayacağı bir dizi sorunla yüz yüze getirmiştir.
Yine bu dönemin batı devletleri arasında sanayileşmesini gerçekleştirmiş olmasına rağmen siyasi birliğini kurmakta geç kalmış olan Almanya’yı (Batı Prusya Krallığı), Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ile siyasi birlik oluşturma çabası yanında, sömürge arayışıları içerisinde buluruz. Almanların içinde bulunduğu durumdan faydalanmak isteyen Siyonistlerin fırsatları değerlendirme adına, Theoder Herzl vasıtasıyla Kayzer II. Wilhelm’le iyi ilişkiler geliştirdikleri, dikkatleri çeken en önemli olaylar arasındadır. Bu anlamda Siyonistler, kayzeri ortadoğuda sömürge edinmekle birlikte, Kudüs’te bir protestan kilisesi yapmaya ikna ederler. Daha sonra inşası tamamlanan Protestan (Evangelische) kilisesinin açılış merasimi için 2 Kasım 1898'te Kudüse giden Alman İmparatoru II. Wilhelm’in Kudüs ziyareti esnasında, Siyonist lider Theoder Herzl arasında tüm diplomasi kurallarını hiçe sayarak gizli bir görüşme gerçekleştirdiğini görmekteyiz. O dönemde, Filistin Osmanlı eyaleti ve diplomatik nezaket gereği, kayzerin ziyaret programı Osmanlı Padişahı II. Abdulhamid’in onayına sunulmuş fakat, söz konusu görüşmeye dair hiçbir bilgi ziyaret proğramında yer almaz ve görüşme padişahtan gizlenir.
Vakt-i zamanında tahakkuk eden bu gizli görüşme, İsvicre'nin Basel kentinde toplanan 4. Siyonist kongresinde Siyonist lider Theoder Herzl’in tekrar başkan seçilebilmek için delegelere hitaben yaptığı konuşmada açığa çıkar. Theoder Herzl konuşmasında "İsrail devletinin kuruluşu işin tüm şartların olgunlaştığı ve siyonizmin artık devlet başkanları seviyesinde kabul gördüğünü anlattıktan sonra, Filistin topraklarına yönelik göçün istenilen düzeyde olmadığından dert yanarak, göçü hızlandıracak her türlü önlemin alınması gerektiğini ileri sürer" ve Almanya, Avusturya, Macaristan ve Polanya gibi ülkelerde bulunun Yahudileri Filistin'e göçe teşvik edecek çalışmalara hız verilmesini ister. Kudüs'te Alman İmparatoru II. Wilhelm'le yaptığı görüşmenin çok yararlı ve olumlu geçtiğini, kayzerden her türlü destek ve yardım sözü aldığını anlatan Herzl, bu durumun Siyonizm adına çok önemli bir fırsat olduğu konusu üzerinde ısrarla durur. Kayzerden alınan bu yardım ve destek sözü, daha sonra Hitler'le varılan gizli anlaşmaya netice verecek ve sonuçta binlerce masum ve mazlum insanın kan iksirinin kokuşturduğu soykırım dalaveresinin ihya ve inşa ettiği "İsrail Devleti"nin kuruluşu gerçekleştirilecektir.
"Bubi" Hitler'in Siyaset Sahnesine Çıkışı:
Öncelikle okurları merakta bırakmamak için "Bubi" kelimesinin hangi manada kullanıldığını terbiyemizin müsade ettiği sınırlar içerisinde izah etmeye çalışacağım. "Bubi", Adolf Hitler'in homoseksüel arkadaşları için kullandığı özel bir sıfat ve hitabet şeklidir. Bubi, sözcüğü "bruder" (birader) ve "bisexuel" (biseksüel) kelimelerinin kısaltılmasıdan türetilmiş bir kelime olduğu, ne erkeklik, nede dişiliği, yani eşcinselliği ifade ettiğini söylemekle yetineceğim. Bu cümleden hareketle Bubi lakabı, Hitler'in polis kayıtlarında geçen gençlik yıllarında sahip olduğu homoseksüel ünvanıdır. Hitler'in gençlik yıllarında kendisini para karşılığında eşcinsellere kiralayarak hayatını idame ettirdiği bilgisini verdikten sonra, Hitler'in eşcinsel yaşamında en önemli değişime neden olan başka bir kelime daha var, o da "Thule" kelimesidir.
Hitler'in siyasal yaşamını adete bir dantela gibi örgüleyip şekillendiren "Thule" sözcüğünün tüm insanlığı ilgilendiren ve fakat şimdiye kadar gizli tutulmaya çalışılan çok önemli bir ayrıntı taşıdığını belirtmeden Hitler ve Nazizmi anlamak mümkün değildir. Thule Yahudi Kalabalacılığı'nın "kara büyü" konusunda uzmanlaşmış üyelerinin ve yalnızca üstad ünvanlı 33. dereceden masonların kabul edildiği bir mason locasıdır ve "Bubi Hitler" de bu locanın önemli bir üyesidir. Yani Hitler eşcinselliğinin yanında "kara büyü" konusunda Kabalacı eğitimi almış, sapkın, sadist, ruhsuz ve acımasız bir mahlukat, her yönüyle cinsi-cibilliyeti bozuk, kişiliksiz ve kimliksiz bir zerzevat. (Modern Magic, Donald Michael Kraig, sf.33)
Hitler anne tarafından Yahudi olmasının sağladığı avantajlarla, her zaman Mason ve Siyonist akrabalarıyla iyi ilişkiler içerisinde olabilmiştir. Bu iyi ilişkileri sayesindedir ki "Thule Mason Locası"na kolay alınır ve orada kabalacılık ve "kara büyü" konusunda eğitim alır. Sapkınlığa yatkın bir mizaca sahip olan Hitler, Thule'de yeterli eğitimi aldıktan sonra, yine aynı locanın bir yan kuruluşu olan Alman İşçi Partisi'ne 1919'da üye yapılarak ilk siyasi yaşamına adımını atmış olur. Bu parti "Thule Locası" tarafından desteklenen ve üyeleri arasında J.H. Stein Bankası'nın sahibi ve aynı zamanda Polonya bankacılarının ortağı ünlü Baron Kurt Von Schroder'in yanı sıra, Deutsche Reichsbank'ın ortakları ve diğer yüksek seviyede yöneticilerin üye olduğu, aristokratik yapıya sahip bir örgüttür. Hitler'in bu partideki Siyonizim tarftarlığı, onu yine Thule üyesi Siyonist Karl Harrer'in Münih'te kurduğu Alman Sosyalist Partisi'ne üye olmasını sağlar. Adolf Hitler bu örgüte katılmakla siyasi ve ideolojik hayatını, düşünce ve fikri gelişimini bu parti içerisinde şekilendirerek, aşırı Sosyalist ve Komünist fikirler taşıyan bir kişi olarak dikkatleri kendi üzerine çekmekte başarılı olur. Bubi Adolf, artık iman etmiş iyi bir Siyonist, aynı zamanda sadık bir Mason, dikkate alınmayan eşcinsel kişiliğinin yanında, aşırı Sosyalist ve Komünist fikirleri savunan yeni bir siyasal kimlik edinmiş olur.
Alman Sosyalist Partisi içerisinde ağırlığını iyice hissettiren "Bubi Hitler"in siyonizme olan sadakatından endişe duymayan büyücü mason locası Thule, ruhsal dengesinin bozuk olduğunu bildikleri Hitler'e siyasi ikbal garantisi vererek, Komünist yapısına yüzde yüz ters düşen bir ideolojiyi, "Nasyonal Sosyalizm"i savunan bir patiyi, Alman Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi'ni (NSDAP) kurdururlar. 1920’de Siyonist finansörler ve Thule Mason locasının yardımlarıyla kurulan bu parti, Thule'nin sembolü olan Gamalı Haç'ı partinin amblemi olarak kabul eder. Gamalı Haç hala günümüz Faşistlerinin sembolü olarak kullanılmaktadır.
II. Dünya Savaşı sırasında bütün Avrupa'yı kasıp kavuran Hitler ve Nasyonal Sosyalist Parti, Almanya'da ortaya çıktığı ve henüz tanınmaz ve taraftar bulamazken, Siyonist masonların talimatıyla ülkenin önde gelen bazı Yahudi kökenli banker ve sanayiciler Hitler'e destek amacıyla partisine üye olurlar. 1929 Yılında Hitler'in partisine girenler arasında I.G Farben'den Bosch ve Schnitzler, Krupp von Bohlen, Birleşik Çelik Kurumu'ndan Voegler ve diğer bazı Yahudi patentli şirketlerin sahiplerinin üye olduklarını görmekteyiz. Hitler'i 1933 yılında iktidar ederek Almanya'nın başına getiren genel seçimlerde ona en büyük maddi manevi destek sağlayan ve seçim kampanyasını yürütenlerde yine aynı Siyonist finansörlerdir. (The World Order, A Study in the hegemony of parasitism, Eustace Mullins, sf. 63-107-108)
Almanya içerisinde siyonist masonlar "Almanya Siyonist Federasyonu" vasıtasıyla Hitler'e maddi manevi her türlü desteği sağlamaktan geri durmazken, verdikleri desteği hiç çekinmeden yazılı bir açıklamayla da resmileştirirler. "Irk ilkesini hayata geçiren yeni (Nazi) devletin ayakta durabilmesi için Yahudi toplumuna ayrılacak alanda baba yurdu (Fatherland) için elimizden gelen her türlü faaliyeti sürdürmeye kararlıyız..." şeklinde desteklerini açığa vururlar. (Zionism, Brenner, sf.48) Almanya dışından gelecek yardımları ise, özellikle uluslararası alanda çalışan Yahudi banker Siegmund Warburg ve aralarında Rockefeller'in de bulunduğu Amerika'daki diğer Yahudi bankerler adına Warburg organize eder. Bu bankerlerin dışında dünya petrol pazarının en büyük payını elinde bulunduran Royal Dutch Shell şirketinin sahibi Samuel Ailesi ve Sir Henry Deterding de hatırı sayılır yardımda bulunurlar arasındadır. Oswald Dutch'ın yazdığına göre 1931'de Sir Henry Deterding ve destekçisi Samuel Ailesi, Hitler'e 30 milyon pound verirler. Siyonistler sadece yardım yapmakla kalmaz, "Dünya Siyonist Örgütü" vasıtasıyla Nazi mallarının Ortadoğu ve Kuzey Avrupa'da dağıtımcılığını yaparak baba yurdu Almanya'nın ekonomik yönden güçlenip gelimeşine katkı sağlayan çabalar içerisinde olurlar. (The Hidden History of Zionism, 1988, Ralph Schoenman, sf.51)
II. Dünya Savaşı sırasında da Hitler'in en büyük destekçileri Mason ve Siyonistler olurlar. Yahudi şirketleri Hitler'i savaşa sokamak için ihtiyaç duyduğu top mermisi ve petrol ihtiyacını karşılayarak lojistik destek sağlarlar. İsveç Enskilda Bankası'ndan Yahudi Jacob Wallenberg, SKK top güllesi üretim fabrikasını savaş boyunca Naziler için çalıştırır. Rockefeller'in sahibi olduğu Standard Oil, Nazi gemilerine İspanya ve Latin Amerika'daki petrol istasyonlarından petrol sağlar. II. Dünya Savaşı başlamadan önce, Nazilerin ihtiyaç duydugu kurşunu sağlamak amacıyla, "Ethyl-Standard" 500 tonluk ethyl kurşununu Warburg'ların sahibi olduğu "I.G Farben" aracılığıyla Almanyaya ulaştırır. Hitler ise, siyonistlerin kendisine verdikleri desteği şu ifadesiyle açıkça ortaya koyar: "Yahudiler bana mücadelemde önemli katkılarda bulundular. Hareketimizde çok sayıda Yahudi banker ve işadamı bana mali ve parasal konularda yardım sağladı, desteklerinden dolayı kendilerine her zaman minnetkar kalacığımı bilmelerini isterim " der. (Les Secrets de L'Empire Nietzschéen, Aron Monus, sf. 265 - 614)
Tarihin en dengesiz ve ruh hastası diktatörlerinden biri olan Hitler'in, dengesizliğine rağmen, kitleleri ardından sürüklemesini sağlayan en önemli etkenlerinden birisi Hitler'in propoganda faaliyetlerinin Siyonistlerce yürütülmesidir. Mason ve Siyonistler onun cinsi sapıklık ve özel hayatındaki pisliklerini gizleyerek, onu üstün bir varlık olarak taktim eder ve halkı inandırımayı başarırlar. Ayrıca Hitler'in etrafında oluşturulan üst düzey nazi kadroları genelde ya ruh hastası, ya da cinsel sapkınlığı olan kişiler oldukları için, Siyonist ve Masonların talimatlarına harfiyen uyar ve Hitler'i olağanüstü bir varlıkmış gibi lanse etmekten de çekinmezler. Hitler'in Hava Kuvvetleri Komutanı olan Goering'in şu ifadesinde olduğu gibi; "Ben vicdansızım. Benim vicdanım Adolf Hitler'dir" şeklinde ilginç açıklamalar yapacak kadar şahsiyetten yoksundur bu kişiler. (Hitler Melek mi, Şeytan mı?, sf.52)
Yeri gelmişken büylesi ilginç kişilerden bazılarına kısa da olsa yer vermek isterim.
Paul Joseph Goebbels
Hitler'in propagandadan sorumlu bakanı, Naziler içerisinde Siyonizm'i öven kişilerden ilk akla gelen isim Paul Joseph Goebbels'dir. Der Angriff (Hücum) adını verdiği 12 bölümden oluşan manifestosunda Siyonizm'i temsil ettiğini gizlemeye gerek görmez.
Reinhart Heydrich
Reinhart Heydrich’te SS'lerin “Das Schwarze Korps” adlı resmi yayın organında Siyonizm'i öven yazıları yazmaya çesaret eden meşhur Nazi subaylarından birisidir.
Adolf Eichmann
Yahudilerin Filistin'e göçünü organize eden Nazi subaylarından Adolf Eichmann; "Benim kişisel çabalarım Yahudilere toprak ve vatan sağlamak içindir, zihnimde tasarladığım çözüm, Yahudilerin ayaklarının altına katı ve taze toprak koymak. Böylece kendilerine, sadece kendilerine ayit toprakları olacak. Ben böyle bir çözüme memnuniyetle katılırım" demektedir.
(Eichmann in Jerusalem, Hannah Arendt, sf.45-51)
Fritsch von Werner
Hitlerin Kara Kuvvetleri komutanı iken homoseksüel ilişki esnasında yakalanarak askeri mahkemede yargılanmış sapık bir kişidir.
(Nazi İmparatorluğu, William L. Shirer, cilt 1, sf.497-554 )
Alfred Rosenberg
Nazilerin Yahudi ideoloğu Alfred Rosenberg sürekli kırbaç taşıyan ve sinirlenip kızdığı zaman insanları kırbaçlayarak öldüren ve bununla övünen sadis ruhlu kişiliğe sahip birisidir.
(Çağdaş Liderler Ansiklopedisi, cilt 3, sf.863)
Bir sonraki konu başlığımız "Hitlerin Nazi Fırtınası ve Yahudilerin Filistin'e Göçü Anlaşması" olacaktır.
Kaynakça:
Donald Michael Kraig, Modern Magic,
The World Order, A Study in the hegemony of parasitism, Eustace Mullins,
Lenni Brenner, Zionism in the Age of Dictators: A Reappraisal, Chicago, 1983,
Ralph Schoenman, The Hidden History of Zionism,
Aron Monus, Les Secrets de L'Empire Nietzschéen,
Hitler Melek mi, Şeytan mı?,
Hannah Arendt, Eichmann in Jerusalem,
William L. Shirer, Nazi İmparatorluğu,
Çağdaş Liderler Ansiklopedisi,
O’Brien; Die Geschichte des Zionismus und des Staates Israel, Conor Cruise
Hannah Arendt, Eichmann in Jerusalem,



metin yazarel sen nerelisin
metin yazarel sen nerelisin
Yeni yorum gönder